sesleri duyan var mı?

bugün 18.000 yazıyor gazetelerde. onbinler hala altında yıkıntıların. herkes birşeylerden şikayetçi, halk, medya, devlet, herkes suçlu arıyor. "devlet yok", "müteahhit katil", avazı çıktığınca bağırıyor. bağırttıran kadar suçlu bağıranların kimi oysa, 25 yaşındayım, gözümü açtığımdan beri o kadar az gördüm ki bu ülkenin insanlarını birbirine dost. güzelleşmek için içmek yetmiyor işte, karşı kapının ardını hatırlamak, birlikte, dayanışmayla hareket edebilmek için, her gün yüzüne bakıp ırkına dinine ideolojisine sövdüklerinizin de insan olduğunu anlamak için, şart mıdır bu ülkenin, devletin hatta, sistemin ve katillerinin üzerinize çökmesi? bir farkınız yok, görmüyor musunuz kireç beyazı suratlar ve kaskatı vücutlar görmeden, bu feryatlar ve yakarışların kulaklarınızı patlatması şart mı? bu düzen, bu eski paslı utanmaz sıkılmaz düzenler, otobüs camındaki sinekler gibi öldürüyor bizi karayollarında, trenler soldan gider çünkü, bunlar trene bakar gibi bakıyor yaşantımıza.otuz küsur yıl önce yaralar sarılacaktır diyor bir tanesi, erzincan'da yedi yıl önce, onun yaptığı bina ilk yere yapışan, üstelik hastahane, yaşam için yani ama ölüme kısayol oluyor, bugün yine "yaralar sarılacaktır", çuvallara battaniyelere torbalara doldururken insanları. ölülerinizi bulmayı bırakın, yerlerini biliyorsanız şanslısınız, bu adam suretliler terliğin altındaki böcek gibi eziyor bizi binaların altında. aslında gerçekten elleriyle temizlemeleri gerekirken tuvaletleri, tren zannediyor sefaletimizi, öyle bakıyorlar, çünkü işleri "bakmak", size gelen yardımı sizin adınıza seçiyorlar,yunan kanıyla yaşamaktansa ölmeyi, ermeni battaniyesine sarınmaktansa donmayı tercih edersiniz, daha mı iyi bileceksiniz büyüklerimizden?

simsiyah harflerle bağırıyor günlerdir, bütün gazetelerden televizyonlardan isyanlar yükseliyor, bu medya en büyük dostumuz! erzincan'lıyım ben, 39'da ölenlerin sayısını biliyorum da 92'yi hatırlamakta zorlanıyorum. çok olmadı adana yıkılalı, alın kameralarınızı mikrofonlarınızı çıkın sokağa, sorun bakalım kaç can gitti orada bina temellerine. yanında ama hülya'nın son kavgasını, bülent'in kocasını da sorun, oktay'la serdar'ı, bakın bakalım hangisini bilecekler, bir düşünün bakalım, neden? bu medya bu halk için ilk defa birşey yapıyor -gibi görünüyor- ise, neden bir kerecik olsun kendi suçunu bağırmaz. en iyi bilen değil midir, hafızası yok bu toplumun, e paranın kölesi medya, susurluk'u unutmakta bu toplum, görmüyor musunuz. bu profesörleri ilk defa görüyoruz mesela, sevda'nın seda'nın götüyle kapladınız ekranlarınızı, yedikleri çok önemliydi. hatırlamaz bu toplum elbet adana'yı, hatırlamayız civanları horzumları, yüzüne asbest süren bakanları, dikili ağacı olmayan papatya çocuklarını. mercümekleri, çöplüklerde madenlerde patlamaları hatırlamayız, hakan şükür'ün, hande ataizi'nin, elbette nadide sultan'ın bombalarını patlattınız, ağaç kabuğu gibi hafızamız, ucuz bıçaklarınızla iboları kazıdınız hep. bekliyorum ne zaman ağlatacaksınız yapış yapış starlarınızı. yine de tebrikler, el kadar çocukların yüz küsur saat sonra canlı çıkması kadar şaşırtıcı şu haliniz, umarım çok sıkıntı çekmezsiniz.

tek bir umut doğuruyor bu yıkıntılar, kameralara bakıp valisine "gelmesin buraya o adam!" diye bağıran genç, bakanın yardımını istemediği gavurlardan alkışlarla, gözyaşlarıyla özür dileyen, hayatta kalmanın yüzüne bıraktığı küçücük gülümsemeyle teşekkür eden bu halk, onlarca yıldır sırtında bağdaş kuranlara ağız dolusu küfreden anneler, babalar, evlatlar, sanki silkinecekler gibi görünüyorlar. canını, canlarını ve ölülerini tırnaklarıyla güneşe çıkaran bu insanlar, onurlarıyla, acılarıyla yıkacak gibi bu aşağılık siyaseti, bu pis politikacıları ve sakat bürokrasiyi, tüm bu iğrenç düzeni. ilk defa farkındalar sanki sömürüldüklerinin, emek, inanç, duygularının bu tuhaf yaratıkların gözünde sadece paraya dönüştüğünün, çocuklarının, ana babalarının tek bir sayıdan ibaret olduğunun. bir umut doğuruyor bu yıkıntılar içimde, yıkıntılar arasında savaşmıştı kurtuluş için bu ülkenin insanları, belki yeniden.

ama ne yazık, ne zayıf bir küçücük umut bu, toplarla gemilerle değil, plazalardan ağalar beylerle saldırıyorlar artık, ne yazık, geçecek günler, yeni medyalar, yeni düzenler, unuttura unuttura vuracak gene ensemize, gene binalar değil, kendimiz gömeceğiz birbirimizi bir kaşık suya ellerimizle.

bu böğüren hayvanların sesini duyan yok mu?
24.08.1999 - Ankara

5 yorum:

Adsız dedi ki...

Brilliant blog, I hadn't noticed birolozdemir.blogspot.com earlier in my searches!
Carry on the fantastic work!

zey0zey dedi ki...

ne acı

Adsız dedi ki...

Ben almanyadan sevgi, gercekten cok guzel bir blog, eger twitter veya facebook sayfasi varsa hemen
ekliycegim.

Adsız dedi ki...

Wow neat! This is a really great site! I am wondering if anyone else has come across something
exactly the same in the past? Keep up the great work!

Birol Özdemir dedi ki...

twitter'da daha sık yazabiliyorum: http://twitter.com/birolozdemir
thanks to anonymous foreigners btw.

bak buraya

Related Posts with Thumbnails