süpperler süperi ligimiz sürpriz ve dramatik bir sonuca ulaştı. fb yine son maçı alamayıp
şampiyonluğu kaçırdı. haftalardır bursaspor'un şampiyon olacağını iddia ediyor ve umuyordum, tek sebeple: rutin değişsin! değişti, iyi oldu. diğer olası faydalarını sonra yazarım. benimle birlikte bunu dileyen tanıdıklar hep gs ve bjk taraftarıydı. bu biraz acıklı tabi, her iki takımın da son maçlarını yenilgiyle kapatmasının, 3.lük için bile gayret gösteremeyecek durumda olmasının ve tek dileğin fb yerine bursa şampiyonluğu haline gelmesinin sebeplerini bu camialar düşünmeli. şimşeklerse ilk dörde kolayca girebilecek ve uefa avrupa ligine gidebilecekken, ligi 7. bitirdi maalesef. bir sezon değerlendirmesi yapmak istiyorum ilerleyen günlerde, ama önce, -tam anlamıyla- es es taraftarı bile olamama sebeplerim hakkında az kelam...
daha önce yazmıştım, aykut kocaman, geçtiğimiz günlerde sıkça anılan 96 trabzonspor maçından sonra hiç alışık olmadığımız demeçlerinden dolayı -başka gerekçeler gösterilmesine rağmen- fenerbahçe'den gönderilmişti. ben de gönderildiği gün takım tutmayı bırakmıştım. asıl mesele aykut'un gönderilmesi değil, çirkinlerin, şenalilerin futbola hakim olmasıydı. o günden beri, takım yerine adam tutan bir insanım. ergün penbe gibi, -isviçre maçında terim'in hezeyanına kapılmasını yok sayarsak- şifo mehmet gibi, cüneyt tanman, rıdvan dilmen gibi adamları tutuyorum yaklaşık 15 yıldır, es-es sempatizanıyım, çünkü futbol oynadığım ilk kulüp. ha bir de tabi, taraftar kültürü/anadolu futbolu konusunda diğerlerinden ayrılan bir kulüp olması var, ama başlı başına bir yazı dizisi ister bu konu, geniş vakit bir de, haliyle şimdilik geçiyorum.
şimdi; emre diye adam var içinde, nasıl tutacaksın feneri, ya da içinde sabri, lugano, ibrahim kaş, keita, ya da başında fatih terim, adnan polat, yıldırım demirören, aziz yıldırım olan takımlar; hangisini niye tutacaksın? "çok efendi adam" dediğimiz rıza bile, es-es'in kayıplarını sıkça ve bazen haksızca hakemlerden bilmedi mi? bunca zaman şampiyon olsun istediğim bursa'nın taraftarı değil mi bir "futbol takımına" terör örgütü muamelesi yapan, ya da o "futbol takımı"nın taraftarı değil mi, her fırsatta futbolu bir kenara bırakıp, ortalığı savaş alanına çeviren? küme düşen denizlispor'un başkanı, 4 yıl önce kümede kaldıkları ve fenerbahçe'yi şampiyonluktan ettikleri maç öncesi "çuvalla gelen paralar" vb. olayları maç sonunda "tek tek" açıklayacağını söyleyip, maç sonunda "şimdi zamanı değil" diyerek konuyu kapatmadı mı yıllar boyu, koskoca "güçlüler", gökçek'e kalmadı mı? ne güzel futbol oynatıyor, ne şahane adam dediğimiz yılmaz hoca, abuk subuk konuşmuyor mu? koca koca adamlar isim vererek, futbolculara şikeci damgası yapıştırıp, milyonların önüne onurlarıyla oynayıp atmıyor mu? hatta ülkenin devlet bakanı şik
e imasında bulunmuyor mu???ben "oyun oynuyoruz" diyen toschak'ı sevmiştim, derwall'i, hatta eliyle "beş" yapıp beş yiyen veselinoviç'i bile, ben aykut'u sevmiştim en çok. bakın fenerbahçe'de 96 mayıs'ında ne demiş, bakın istanbulspor'da, konya'da neler yapmış? ben taraftarken, rambo yusuf'lar, ulvi, nezihi, muhammed, şenollar, miço, ali gültiken'ler vardı sahada, futbol oynanırdı sadece ve bizim mahallede oynandığından çok farklı değildi şekli şemali. ben taraftarken, iddiaya girer, yemekler kazanır kaybederdik,
arkadaşlarımızla yerdik maçlardan sonra, hiçbirimiz ezik değildik üstelik. belki bizim derdimiz, tuttuğumuz takımın kazanmasıydı sadece, kimseyi ezmekle, ya da kimin nasıl ezildiğiyle ilgilenmezdik, okul otobüsünde maç dinleyen fenerbahçe'liler tanju'nun neuchatel'e attığı gollerle otobüsü sallar, manchester elenince galatasaray'lılarla tura çıkardık, naif ince alaylarımızı kendi aramızdaki maçlara saklardık.sonra bir gün baktık ki, kadıköy'de sahaya sidikli şişeler atılıyor, maçlarda taraftarlar ölüyor, avrupa'ya geçen fenerbahçe'lilerin içinde olduğu vapur taşlanıyor, teknik direktöre kapıcı, başkana tüpçü deniyor, "r"leri söyleyemeyenler bile "r"leri söyleyememesiyle bile dalga geçiyor öbür başkanın. o başkanlar da diğerlerine küfür ettirip, futbolcu dövdürüyor öte yandan. o futbolcular da tribünlere küfür temposu tutturup, sahada gladyatörler gibi dövüşüyor, birbirini hayvanlar gibi ısırıyor, hadım
etmek için metrelerce kovalıyor, rakibinin sırtında yürüyor, kafasını tekmeliyor. yöneticiler hakkı olmayanı almak için türlü numaralar çekiyor, futbolcular imama uyup meslektaşlarının ekmeğinden çalmaya debeleniyor, teknik direktör maç sonunda rakip takımın sahasının ortasına bayrak dikiyor, savaşı kazandım, burayı fethettim diyor çünkü olacağı biliyor: bu hareketiyle taraftarın sevgilisi olup, efsaneleşiyor... savaş şiddetlenerek sürüyor hala. stadlar düşman şehirleri gibi, her yer yakılıp yıkılıyor.ben taraftarken, süleyman seba vardı, bir gün aniden bağırmaya başladı stad dolusu insan: "ahmet dursun, seba gitsin!"
ahmetlerin durup seba'nın gittiği dönem, türkiye'de ahlak da her alanda gitmekteydi zaten elden. yeni binyıl gelmeden, ali cengizler, yalan dolan, küfür, hile hurda, türlü pislik gelmişti bile. simon kuper kitabını yazdı: futbol asla sadece futbol değildir. okuyun, belki biraz etkilenir, canınız sıkılır, belki futbolu sadece futbol olarak sevmeyi öğrenebilirsiniz. belki bir çirkef rakip oyuncunun penaltı noktasına kazdığı çukura silahlarınızı gömebilir, onu aranızdan atabilir, nefretten ve yalnızca takımınızın renklerini gösteren kolormatiklerinizden kurtarabilirsiniz kendinizi.
futbol dediğiniz, ayakla oynanan bir güzel oyundur ve aslında "sadece futbol" olduğunda güzeldir.belki bunun ve oyunun güzelliğinin farkına varıp bizim mahalleye gelir, bizimle oynarsınız. ama bu saatten sonra gelmezsiniz bence, kapıldığınız sert öfkeli rüzgar düşündüğünüzden çok daha şiddetli, gelemezsiniz.
istediğinizi tutun, oyunu bırakın. terimler, emreler, buraklar, yıldırımlar, volkanlar, kavgalar küfürler, hepsi sizden olsun.
ama oyunu bize verin; siz çok güçlü oldunuz...
sahi, siz kimi neresinden tutuyorsunuz?
6 yorum:
on numero olmuş; nefis alan daraltmışsın, bloklar arası dayanışma süper, kaptığın toplarla deli kanat akınları olmuş, en sonunda da gelişine doksana takmışsın. bu golü de saymak istemeyeceklerdir, güçleri de yeter elbet, ama bal gibi gol işte!
"adam tutmak" çok doğru, aslında bir de "takım tutmak ama takımın içindeki bazı adamları yoksaymak" gibi bir durum oluşmaya başladı.
Bu Pazar Galatasaray Gençlerbilriği'ne 2-1 yenilirken kimse maçı izlemiyordu, öyle ki kimbilir belki de taraftarın önündeki son maçına çıkan Arda'nın oyuna girdiğini kimse farketmedi bile.
Durumun nereden nereye geldiğini anlatan şöyle bir hikayem var benim de:
http://benbunuyaptim.blogspot.com/2009/06/fanatik-ve-taraftar.html
hakikaten süper olmuş. ben eski koyu bir fenerliyim, neuchatel maçında çığlık çığlığa GS destekleyen koyu fenerli ve aynen bahsettiğin gibi aykut ve oguzun gönderilmesinden ve ali şenden sonra takım tutmayı bırakan fenerli. şimdi kağıt üstünde fenerliyim sadece. bursanin sampiyon olmasını isteyecek ve olunca sevinecek kadar fenerliyim sanırım:)
üzülerek izliyorum fenerliliği ve antifenerliliği... yazık ediyorlar güzel bir spora. işin kötü yanı bunu baskete de taşımaya başladılar sırada voleybol var... kirletiyorlar malesef, seni beni sogutarak:(
http://herbokubilenadam.blogspot.com/2010/05/sampiyon-olamamann-dayanlmaz-hafifligi.html
Taraftar bazında haklısın ama yönetim bazında eskiden daha temiz değildi futbol. İşlerini hızlandırmak için hükümetin içinden başkanların seçildiği, transferlerin kaçırma usulü yapıldığı dönemler de oldu. Hatta rakip takımların tesislerine bildiğin el konuldu. Sadece sözümona şeffaflık bugünkü düzeyde olmadığından zamanında öğrenilmedi hikayeler/olaylar. Taraftar kulübünü hep temiz bildi, temiz sevdi.
Bugün ise olan biteni taraftar yöneticiden önce öğreniyor, hatta kulübü yöneticiden çok yönetiyor. İstediği olmadığında resti çekiyor ve tribünü huzursuz ediyor, sonra takımı. Rant arttıkça futbol da kirlenecek, sutopu da, voleybol da... Umalım ki iyi taraftar kötü taraftarı kovabilsin.
murat; sağ ol, var ol, onöre oldum. ömer üründülle girmiş, sadri babayla çıkmışın, yakışıklı olmuş :)
selimim; onu tersten okusak, takımı yok sayıp içindeki bazı adamları tutmak gibi, benim fikre çıkıyo o zaman :)
mspiggy: teşekkür ederim. ben de eski fenerliyim, ben de koyu idim. kağıt üstünde bile kalamadım lâkin, her taraf pislik.
banûcüm; okudum, her boku bilen adam güzel yazmış. taraftar kalmasına rağmen sapı samanı ayırmış valla. bir de sıradaki futbol yazımın konusuyla bağlamış: bana gizli fenerli diyenlere "aha ben dedimdi" dedirtecek bir yazı olacak, ama yapacak bir şey yok, çünkü fenerbahçe, an itibarı ile ülkedeki tek "spor" kulübü, söylediği gibi.
talento kardeşim; tamamen haklısın, bahsettiğim de tam da bu ama, sadece futbol değil, her alanda pislik hep vardı. ama artık sadece "yönetenler" değil, herkes pisliğin içinde olmaktan yana. sıkıntı bu, taraftar artık kulübünü -temiz bilmediğinden olsa bile- temiz sevmiyor taraftar da hızla ve maalesef büyük bir zevkle pisliğe bulanıyor.
Yorum Gönder