gezme ceylan bu dağlarda

bunu sana anlatmak o kadar zor ki, hele bu kadar çok içilen gecelerden birinde, gözlerinde dudaklarına kadar inen o gülüş, gözlerinden başlayan yeni bir yolculuk bana ve bitecek hemen, oysa sen…

bir türlü anlayamadığım şey tam bu, ya sen bir çeşit tanrısın ciğeri beş para etmeyen, ya da ben bu evrenin en kutsal aşığıyım. ne zaman seninkiler gibi gözlere baksam ayna oluyor benimkiler ve bir çakal buluyorsun arkanda; bana baktığımı zannetmiştim… hâlime bakıp sırıtan sırtlanlar, leş yiyiciler oysa bunlar, bakma gözlerime. ben bakmaya korkuyorum, bakın neler görüyorum, benim avucumda sakladığım küçücük kalbini küçücük ceylanın, beş para etmez bir ciğermiş işte, sırtlanlar düzüyor... ben bakmaya kıyamamıştım...
...gözlerinin her bakışı ve hatta her teşekkürün, neymiş, kedi demiş pis herif, doğru gibi. o kadar değişik ve kedi gibi ki, aptal demiştin kendine kedi, hatırladın mı, her anlamayışın, sağa sola sıçrayışı gibi, güldürmez, maymun değil ki bu, kedi, gülümsetir. ve her seferinde her kedi bana bu hayat güzel dedirtir, ciğer olur kalırım karşısında, uzanmaz bile, bazen de uzanamaz. bir şey değişmez ama, her durumda, mundar der. demezse de mundar eder ve gider, yemek varken başka bir ciğere yedirir gözlerini beş para etmez, sırtlanın göğüslerinde. gözlerin serum, gidişin zehir yani, yılanlarla gitme ne olursun, hepsi zehirli…

keşke gel diyebilsem, ama iki gözüm, sen de gelme artık, gelmeyin, ben bir ceylan aldım götürdüm suya, yaşattım, sırtlandım, sırtlanların kemirdiği bir koca gözlü ceylan, o benim! siz hala av peşinde ceylanlar, dikkat edin, her tarafta sırtlanlar…

0 yorum:

bak buraya

Related Posts with Thumbnails