çatal kalkan ekibi - 1 (arkası yakın)

bu kadar güzel gülüyor olman çok önemli ve sarsıcı olabilirdi, ama sen bu kadar güzel gülüyorken benim buradan sevmememe rağmen üst üste içtiğim biraların ömrünü uzatmaya çalışarak, bir yandan da bunları yazmak istememe rağmen, gözlerimi defterimde değil de gözlerinde saklamanın yollarını arayarak, çaresiz ve sevilmek isteyen bir yavru köpek tiplemesi yapıyor olmam, bu sarsıcılık ve güzelliğin tadını tahmin bile edemeyeceğin kadar buruklaştırıyor. senin bu olan bitenden haberin olmaması mümkün mü, ya da mümkün olabilir mi istesem, bunlardan nasıl bir göz şekli oluşur, ya da oluşur mu? oluşsa senin düşük mü çekik mi hüzün mü gündüz mü olduğunu anlayamadığım, ama türlü lisanlarda ve hatta birtakım kabile notalarında “öldürücü bir bakış metodu” anlamına geldiğine hiç şüphe olmayan gözlerin, bana bu haberdarlıktan bir yarım ay gülebilir mi, ya da acaba, dolunay mıdır söylemek istediğim?

birtakım sıfatlar var, sanki hepsi senin için uydurulmuş, bu gecelik, ya da belki bir yarım ay zamanı, bazı övgü dolu sıfatlar var, hepsi çeşitli kıyafetler çeşitli vücutların üstüne giydirilmiş, ama hepsi aslında senin üstüne dikilmiş bu gece, zarafet kimin üzerinde ve hüzün gözlük kimi gözlerde, ama bütün bunlar ve delirtici ve geri kalan bütün sıfatlar aşkla ilgili, bu gece senin gülüşünde, yeryüzündeki her göz alıcı kadın senin gardırobundan giyinmekte. oysa türlü baş döndürücü sıfatların hepsini sen giymişsin aslında herkesten önce, üstelik giyen herkeste bir şeyler var sanki örtülüp saklanması gereken bir şekilde, bir senin hiç ihtiyacın yok bir şeyleri gizlemeye, olduğun gibi çünkü, bütün inanılamayan güzellikler, teninin üzerinde.

ama biliyor musun ki, o kadar çok güzeli ben taşıyamıyorum bir süredir, üzerindeki etrafındaki, ötendeki berindeki her şey bana ağır geliyor, inanmazsın belki ama ceketinin yakasında bir kürk var, kürk oluşundan belli, tüy gibi hafif olmalı, ben öyle sanmıştım, öyle olmalıydı, niye bu kadar ağır o ve dokunursam öleceğimi hissettiren parmaklarının arasındaki sigaranın dumanı, karşındaki şekilsiz edepsiz adamın tavırları, ve inanmazdım belki ama, saçının bir tek teli bile, ağır!

… al işte… çakmakla yaksaydın şunu, susmuştum çoktan, ama kibrit, öyle bir ışık yerleştirdi ki yüzünün üzerine, ne oldu biliyor musun, ay var gökyüzünde, birdenbire bunun farkına vardım sayende. ay var gökyüzünde, hamak olmuş geçen gece, şimdiyse ramak kaldı gözlerine evrende hiç bulunmamış, ama hep başka yerlerde kendi halinde takılmış bir ayın izlerini sürmesine. türlü makyajlar var, envai çeşit kadının gözlerinde, ama bir tek seninkilerde sanki bu gece, zifiri karanlıkta, kendi kendine hiç sönmeyen bir sigaranın ucundaki, o değdiği andan beri bana emrivaki biralar ısmarlayan turuncu mum ışığı, parmaklarını görüyorum ama benimkilere değmiyorlar. oysa az önce, burada, gözlerini görür gibi olmuştum, benimkilerin yerinde onlar vardı, ikimize iki göz yani toplamda, aritmetik bir hata belki de şu an burada bu kadar maske arasında yaşanan aşk. senin hiç böyle bir aşkın oldu mu, ya da hiç haberin oldu mu böyle bir aşktan, senin sigaranın ucunda ay kadar uzaktan yanan mumun ışığından… nasıl bir kokusu var bilemezsin, almasan daha iyi belki de, alsan, burnundan bir daha silemezsin.

adını öğrenmek istiyorum sadece, çünkü bir ad veremiyorum…

0 yorum:

bak buraya

Related Posts with Thumbnails