soner yalçın doğan grubu'na geçtiğinde düşünmüştüm bunu. "efendi" serisinden çok önce, hangi erbakan, binbaşı ersever'in itirafları, reis, beco, bay pipo'yu okumuştum, memlekette dönen türlü pislikleri sayfalara dökmüş, önümüze atmıştı. "yürü be" derken, senaryo danışmanı olarak "kurtlar vadisi"ni ilk sezonlarında belgesele dönüştüren soner yalçın, plazadaydı. onun orda ne işi var demiştim, şaşırmış, hayal kırıklığına uğramıştım biraz. önyargıysa önyargı, doğan'ın plazadaysan, daha önceki yerinde olamazsın gibi geliyor işte bana. (hatırlayalım, emin çölaşan
kovulduk ey halkım diye kitap yazdı, yıllarca doğan gazetesinde img başta türlü türlü pislikleri yazdı, plazanın sahipleri hiç mi pisliğe bulaşmadı, yoksa patrona ait olunca koku, onun midesine mi dokunmadı?)çok kişi söyletiyor aslında bu lafı bana. büyük millet meclisinde her dönem üçü beşi geçmez "adam", taraftarlığından vazgeçtikten sonra oyuncu yapısıyla sempatimi kazanan fenerbahçenin, hemen akabinde istihdam ettiği emre belözoğlu, şarkıcı yarışması alaturka'da orhan baba, ve benzeri. şu günlerde daha magazin iki örnek var, biri sürekli okuduğum uykusuz dergisinden, diğeri fırsat buldukça izlediğim ntvspor-yenilsen de yensen de programından.
şahane adamlar bir dergi yaptı: uykusuz. sayılacak gibi değil, herbiri şahane. karikatüristler değil sadece, yazarlar da. başta "profesör" v.ö. ve umut sarıkaya, barış uygur, fırat budacı... dergide böyle 4 köşe, bendeniz ha keza. sonra, kaç hafta önce tam bilemeyeceğim, "o sırada erman çağlar" köşesi... yazarın adı, köşenin adı. bu yetmiyordu başlarda, ortalaması 5 ila 7 küçük paragraftan oluşan yazılarında 3 ila 7 defa ismi geçiyordu. bu huyunu bıraktı son yazılarında, herhalde "ilk yazılardır bunlar, ismim akıllara kazınsın iyice hele" diye düşünüyordu. bir sürü cümle yazıyor, bir iki tanesi bazen gülümsetebiliyor. tabi şimdi mizah algısıdır, herkesinki farklıdır, çok kişi çok gülüyor olabilir. ama benim algım diğer 4 köşeyi okurken ağzımı 4 köşe ediyor işte söylediğim gibi, belki bu kadar kuvvetli yazıların yanında yavan gelmiştir bana. kıskançlık? yok, değil, düşündüm bunu ben de. "uykusuz, penguen, bunlarda ben de yazarım, ben de çok komiğim lan!" gibi bir iddiası yok "birol özdemir" kardeşinizin. (kimin? birol özdemir kardeşinizin. kimmiş? birol özdemir.) kendi meşrebince burada takılıyor işte...
sonra ntvspor. rıdvan hocamın, sergen yalçın'ın hastasıyız, onları izlerken bir yeni program başladı, üstelik sencer kardeşim de dahil: "yenilsen de yensen de". pek hazetmediğim bağış erten ile çok tanımadığım banu yelkovan'ın yönetiminde genç "sıkı taraftarlar" futbola tribünden bakarak tartışıyor. önce şampiyonluk yaşamış dört takım taraftarlarından temsilciler vardı, şık bir hamleyle önce es-es'ten -çok şık bir hamleyle yani-, arkasından bursaspor'dan birer genç daha katıldı. bursaspor taraftarlarını temsilen gelen arkadaşın ataları gerçekten teksaslı olabilir, güzel güzel, mutedil tartışmalara alışmışken programda, "bursa ankaragücü maçını iyi takip etsin televizyonlar, derbilerdeki kavgaları falan çekiyorlar, bu maçta çok daha güzel görüntüler yakalayacaklar" gibi süper vandal bir cümleyle programı da suratına benzetti bir anda. dedim "onun orda ne işi var"... (*)*yine de izleyin, neşeli programdır. sencer kardeşim de şurada ayrıca, futbolseverler sevebilir: http://dimassimotalento.blogspot.com/
0 yorum:
Yorum Gönder