sözcükler, dünyanın her yerinde, sesler, kuralı var ya da yok, senle başlıyor hepsi, adınla, bunu hiç düşündün mü? ilkel kabileler var hala kara kıtada, gürültülü kaba saba dansları, biz sam yeli sanıyoruz, adınla tozuyor oysa sahra kumları. en gelişmiş kabileleri yeryüzünün, yeryüzünü yetersiz buluyor, gökyüzünü hatta, uzay demişiz koskoca boşluk, uçsuz bucaksız kara bir çöl gibi, ilk vaha ay, gidip yerleşiyorlar, durdukları yere adını veriyorlar, bir düşün bunu, adın işte bu.masal kahramanı gibi amazonlar, hâlbuki varmışlar, iyi ok atabilmek için keserlermiş göğüslerinin birini, sen dans ederken göğüsleriyle itiyormuş seni bir kalın teyze, kocaman, seninkiler taze yemişler gibi yerli yerinde, okların zaten gözkapaklarında küçük onlarca iğne, amazonlar kadar dişisin kıvrılırken her yerin, ışıklarla bezeli bir avrupa sarayında tüy gibi uçuşan ayaklarınla bir prenses gibisin, ihtişamlı, göz kamaştırıcı, yumuşacık. kaşlarını çattığında ama tamtamlar vurmaya başlıyor, ilkel kabilelerin totemi, amazonların lideri gibisin, topuklarının yere her vuruşu aynı zemine basanları yerinden sıçratacak kadar kuvvetli, adın arap, belin roman, küçücüksün ama mor-beyaz elbisen de kadın, uçuşan pantolonun da baş döndürücü, adın şiir, gülüşün roman, kalanı çevresinde toplanıyor belinin, belli, kadın…
gözlerim üzerinde, kendin de yaksan olur sigaranı, sevgilin de, değilse de; ateşin kaynağı bende. vücudum tütüyor gibi, etrafın bulutla kaplı, bir koyu, karanlık, is kokulu bulut, gözlerim yüzünün her yerinde, seninkiler, dünyayı tanımaya çalışır gibi, yerli yerinde, küçücük bir afacan çocuğa dönüştürüyorlar seni güldüğünde, zaten aslında öyle misin ne? ama omuzların, ince uzun kolların ve parmakların eşliğinde yükselince müziğin olduğu yere, daha vücudunun neresi neye yarar bilmeyen ufak tıfıl oğlan çocuklarının bile hararetle düşüp bayılacağı kadar yakıcı bir tanrıçaya dönüşüyorsun yine bir anda. gelmiş bütün uykulara geçmiş olsundur artık, hepsi bulup bir yer kaçacaktır, her rüyada başrol almandan kaçamayacaktır elbet dikkatle bakan zihinler, güneş artık bugünlük, mecburen, alnımızın ortasına doğacak!
sesin güzel, yetişebildiği bütün sohbetlerine davetsiz misafir kulaklarım, sen güzel misin, bilemiyorum, şahanesin ama, sözcükler arasında eşeleye eşeleye bulamadığım adını haykırsın istiyorum şuradan biri fırlayıp, bekleyemedim ama, verdim ben sana bir isim, çok yakıştı bence, dünyanın bütün çocukları konuşmaya, olmazsa da okuyup yazmaya senin adınla başlayacak. böyle güzel gülüp oynadıkça sen, tozar hep adın, dumana katarak.
gideceğin yere kadar bırakmak istedim, yokuşlu sokaklar bağışlamadı, gerisini de ben bilmiyordum, göreceğin kadarı budur, bileceğin, avuçlarına bırakmak istiyorum, cesaretim ortaya çıkacak mı saklandığı yerden, bilmiyorum.
0 yorum:
Yorum Gönder