köpeklerin önünde korkudan bir o yana bir bu yana kıçları çatlayana kadar koşuşan, kıpırdayamayan taptaze yeşilliklere taşlaşmış dişlerini defalarca geçiren tavşanlar gördük. yaşarken parıldayan derilerinin pul pul döküldüğünü gördük öldüklerinde, dilleri çatal zehre boğulu, her yeri sürünmekten pisliğe bulanmış, küçücük beyinleri damarlarındaki kristallerle buzlaşmış yılanların. tilkiler gördük kuyrukları öyle haşmetli, yalnız kürkleri üzerlerindeyken kıymetli ve ne kadar küçük oysa kafası, kendileri; götlerindeki kalabalık işte bütün marifetleri. bir sinekler, bir böcekler var, başka yerde bir tanesini gösteremezsiniz, fırın küreği gibi elleri kiminin, kiminin burnu keser sapı, nasıl biçimsiz vücutları, gözleri ne kadar belirsiz. ve bakışları: beynimizde, kalbimizde, iliklerimizde her derece yanıklar bırakmaya çalışırken, bir küçücük kıvılcım bile çakmıyor bebeklerinde, bön ne demek: bu böceklerin suratı, kafamızın üstünde pır pır uçuşuyorlar gün yirmi dört saat, uyku dört, boş durmuyorlar, hep var boş yatak ve sahibinin kafasındalar o zaman. boş durmuyorlar ama ne arıyorlar kulağımızın, ensemizin dibinde, bomboşlar, gelip alnımıza konuyorlar, bir şaplaklık canları, ama alnımıza değerse ömrümüzce tiksineceğimiz kopkoyu pislik sarısı kanları var.
hâlbuki aslında ne güzel buralar, muazzam kuyruğuyla salına salına dolaşan güleç yüzlü tilkiler, minnetsiz, soğukkanlı, uçtan uca gururla doldurulmuş, içindeki ışıltılar derilerinde rengârenk parıldayarak, güneşi bütün bir vadiye, ağaçlardaki şebneme yansıyan zehirsiz yılanlar, oradan oraya zıplayan, incinmiş, küçücük, pırpır yürekleri seke seke şebneme sinmiş kokuları kovalayan tavşanlar, karnını çöpten çıkardığı parçacıklarla güç bela doldururken bile neşe içinde oynaşıp baharın bütün kokularını oradan oraya taşıyan, gözlerinin içi tıka basa kıvılcımlarla aydınlanan, tüyleri her renk, çeşit çeşit, dansları her diyardan köpekler var ve böcekler, kimi türküler şarkılar okuyan yeşiller ortasında, kimi kemanlar çalan rüzgarın ıslığında, kimi ateşler yakıp etrafında dolaşan gecenin krallığında.
ama işte bu yılanlar, tilkiler, tavşan, köpek ve böcekler, hepsi maalesef muzdaripler; öbürkülerden, en çok da kulaklarının kapısında uçuşup, ahenksiz ama ritmik, anlamsız ama kalabalık, onursuz ama kibirli vızıltılarını kafalarının içinde duvardan duvara vurdurmaktan bıkmayan şu biçimsiz sineklerden. bir fiskelik işte aslında canları, ama iğrenmesen, vursan, çıkmaz elimize, ayaklarımıza yapışacak kirli sarı rezil yeşil prangaları...
ne alçaklar gördük, göremediler gözlerimizdeki cümleleri, görmez olaydık, olamadık, dayandık, şimdi bize görünmez olacaklar, yeni gözler bulup, ayaklarında çamurlu lastikler, üzerlerine basacaklar.
kalamayız sizinle çocuklar, üzgünüm, tek söyleyebileceğim, kapatın gözlerinizi, açana kadar geçecek...
0 yorum:
Yorum Gönder