şurada devam ediyor yazılar:
tumblr kullanıcısı olmadan takip etmek, yorum yazmak falan mümkün değil, ama olsun, belki adresi bir kenara not eder, ara sıra bakar, okursunuz diye.
http://birolozdemir.tumblr.com/ var bir de, duman6 salt yazılı, bu onun resim, video, müzik vs. ile zenginleştirilmiş hali.
hoş geldiler!
kaç dakika sürdü acaba, hatırlamıyorum, mayıstan geçtim, haziran oldum, yıllar sürdü. kavaklıdere'de dut ağacı buldum, iki tane. en son yediğimde çocuktum, ağaçlara çıkar, dalları sallardım, sayarak yedim duvarlara çıkıp, sırayla, ikinizin birer ağacı. yukarı çıkıp, odanızdan görünen bu çelimsiz ağaçların üzerine isminizi geçirdim, kavaklarda izim kalmadı, hepsinin kabuğunu kendim çizmiştim ellerimle, hepsini sildim... şımarık baharları özlerdim her mevsim, yağmurlarla paklanan bir güzel yaz buldum, korkuyordum ya hep gelmenizden, eski korkuların hepsini dutlarla yuttum.
kızım, doğdun. benzemedin bana hem, ah sen, ne güzelsin... adını bulduğumda daha kendim çocuktum, garipsediler, vazgeçerim zannettiler, toydum; yirmi yıl geçti neredeyse, inadım inat, koydum. başka hangi adları nasıl sevdim, hepsini unuttum, ama mavi, küçük güzel elma kurdum, bilsen ben seni gördüğüm an neleri yeniden buldum. adının başına bir de işaret koydum, merakımdan sözcüklere, çok lisanlar duydum, kızım, hepsinin başı sen. çok şarkılar dinledim, büyülü sevdalarla kalemler biledim hep, çok şiirler okudum, yazdım yazdım bozdum, kızım, hepsinin sonu senmişsin meğer. neler taşıdı çürümedi omzum, çık, istersen eğer, senindir artık, ömrümce...oğlum, sen istersen benze demişim, bu kadarını tahmin edememişim. önümde iki resim kaç gündür, kimi bulduysam sorup durdum, sonunda ikna oldum. ama endişelendirme beni, düşünüp durur bakışların var, elin yanağında, şimdiden var mı aklın, varsa neler aklında. benden güzelsin sen, daha güzel şeyler olsun hep hayatında, canını sıkıp kafanı yorma fazla, cevap bulamayacağın soruları sorma boşuna. beceremediklerimi yapmaya gelmedin, aman ha, yanlış anlama. istediğim şey yok, istediğin olsun hep, ben elinden tutup yolunu açmaya varım yanında, önünde değil. arkamdan gelme, uzun gelir yollar, üzülür yorulursun, ama korkma da bunlardan; ne zaman lazımsa çık, boş bir omzum.

ikiniz, geldiniz, miniciksiniz...
gözlerinizi diktiğinizde gözlerime, yenilmez kocaman ordular gibisiniz, zihnimi, kalbimi, dizlerimi fethettiniz. elleriniz dudaklarıma değdiğinde lezzeti evrende yok iksirler gibisiniz.
göğsümün üzerine boylu boyunca yattığınız zaman, kalbimi durduran gözlerimi karartan uykuları canlandıran küçük parlak alevlerimsiniz. ağzınızı açtığınızda evrenin en güzel sesi çıkacak sanki, kokunuzu hatırlatacak çiçek yok.
siz ikiniz, geldiniz çarptınız beni defalarca, bölüne bölüne küçülmüş ruhumu topladınız avuçlarınıza, kim girmişse kalbime çıkarıp attınız, kalbimi çekip durduğu yerden, teslim aldınız.
ben aşka tarif aradım bunca zaman, nerede ararken sizde buldum.
ben büyülü yazılarımı zarif sayardım, kafamın içlerinde kalemler kağıtlar saklardım, hepsini kırıp yırtıp attım.
ben aşka düşünce kalkamazdım, siz gelmeseydiniz çocuklar, ben herhalde bu kapkara kuyudan çıkamaz, bu uykudan hiç uyanamazdım.

şimdi ben bu defa, istiyorum ki artık hakkınca sevebileyim, şimdi ilk defa, bekliyorum ki sevecek beni birileri, öylece, olduğum gibi, hiç ellemeden, üstümü başımı düzeltmeden.
şimdi artık biliyorum ki az sevmişim herkesi, ne sevmeyi becerebilmişim, ama ne esip gürlemişim, ne bakmayı, dokunmayı...
şimdi ben yazacak bir çift laf tutuyorum aklımda, şimdi artık zamandır, gülüp oynayalım, geldiniz işte; esas kız, esas oğlan, şimdi çocuklar, sonunda bir büyülü romandır küçük ucuz hikayeden hayatım.
siz, nelere vesile oldunuz, sesimi yüzümü unutmuşlara ne güzel cümleler kurdurdunuz.

giderayak: ne umdular, ne buldular...
hızlıca geçelim üzerinden. ne umarak blogumuza gelmiş bakın ziyaretçiler.sahne ve özel yaşamı: küçüken, türkiyeye geldiği görüntü, bed, kıriminal, şarkıyı yazıyor, bar yaktığı klip, saçlarını yaktığı videosu, şov.maykılsın şarkısı, evrimi, istanbülkonserli, yüzünün yanışı/ölümü, ölümü son kayıdı, ölürken yüzü nasıldı, karısının ismi ne, baksın çeksin şarkıları!
elbette: öldükten sonra ortaya çıktı , ölmedimi, dünyada maykıl taklitleri, taklidi, maykıl ceksın taklidi yapan asker,
ilk üç:
madanna michael a dediki,
michael jackson pipi/maykıl ceksın pipisi,
mayk!
2. çeşitli birol'lar arayanlar: genelde yanlış birol'u bulanlar elbette bunlar. şöyle ki -sonuna-başına birol veya birol özdemir veya birol başka bir şey koyarak- şunlar aranmış, bana gelinmiş:
fecabook, fujıtsu blog, ögretmen istanbul ümraniye, başbakanlık, kızılay maden suyunda calısan, .go@blogger.com, sigortacı, erzincan, bandırma, marklin, genç osman müdür, eller çeksin nazını şarkısını söyleyen erkek, özdemir orman ürünleri, istanbul meb, arif, rize, dolandırıcı!
ilk üç:

elif mavi babası birol (doğru adres, torpille ilk üçte),
hacettepe üniversitesi türk dili ve edebiyatı mezunu birol özdemir her zaman yeniden yazılabilen bir,
leybi birol özdemir. (leybi? beybi olmasın o?)
kayacan kardeşimi arayanlar da var, buraya en yakışanı "baloncu ege kayacan"dır.
3. coşkunlar: bunlar "coşkun"un evde takılanları.
çıpla k abileler vidio, adamın pipisini emen kız, pipili popolu, popolu pipili videolar, fecebook aç, pipisi havaya kalkan adam, serkan cingöz sevişme sahnesi, adalet menn sevişme sahneleri, iki aile oğuz ile serpil sevişme sahneleri, ah deme oh de özden yüce sevısme sahnesı, ofla beni tık tık beni şarkı
İlk üç:
Memesi ve fındığı açık kız resmi,
karıyı düdüklüyor
pipi!
4. fikri olanlar ve arayış içindekiler: bunların bir kısmının nasıl buraya yönlendiği belli. ama bir kısmı hakkında hiç fikrim yok.
cahit sıtkı tarancı yalandır kaygısız olduğu
orhan veli kanık öksür
bugun senin dogum gunun bana geldigin gun benim dogum gunum
ayamadım ne demek
çocuklarına el kaldıranlarankara yahyalardaki yeni köpek yeri
pandaların nesli niye tükeniyor
bursaLı gençLer Lay Lay Lom ... cansu sözleri
empe3 araba takılan
canakkale readlight
-anne bak, kral çıplak!-yavrum, mesele kraln çıplak olması deil; kral olması. /
abdullatif şener tutarsız biridir
5. güzel söz söyleyen birilerini arayanlar: blogumdan faydalanabildiklerini sanmıyorum, üzgünüm. bütün bunları arayan tek kişiyse -ona bakmadım doğrusu-, yazıları yazmak istediği kişinin de tek kişi olması ihtimali neşeli.
söylemek istediklerim, 18ici dogum gunu sozleri, güzel bir bayana yazılacak sözler, bir bayana yazılacak en güzel yazılar, ölmüş kişinin fotoğrafına yazılacak sözler, çiçek üzerine yazılacak notlar, hocaya yazılacak sözler.
6. ne umdun ne buldun ile ilgili bir şeyler aramasına rağmen umduğunu bulamayanlar:
ne umdunda ne buldun, umdunu deyil buldun, neleri buldun, ne umdun neler buldun, neyi buldun sitesi!
sizler için değil ama, benim için en şaşırtıcı arama ise şudur, arayanı buraya getiren: "fahir ve pelinin düğününden ilk kareler".
"aslında çok komik olabilecek bir yazıyı ne kadar yavan yazabiliriz" sorusunun cevabı olan bu yazıyı buraya kadar okuduysanız, tebrik ediyor ve arada en azından gülümsemiş olduğunuzu umuyorum. bir nev-i yasak savma oldu, farkındayım. idare edin. bebelerimin yazısını da blogger günlerimi noktaladıktan sonra tumblr'da bol neşe vaadediyorum. az kaldı.
son cümlelerimizi bağlayalım, kapatıyoruz.
sesleri duyan var mı?
simsiyah harflerle bağırıyor günlerdir, bütün gazetelerden televizyonlardan isyanlar yükseliyor, bu medya en büyük dostumuz! erzincan'lıyım ben, 39'da ölenlerin sayısını biliyorum da 92'yi hatırlamakta zorlanıyorum. çok olmadı adana yıkılalı, alın kameralarınızı mikrofonlarınızı çıkın sokağa, sorun bakalım kaç can gitti orada bina temellerine. yanında ama hülya'nın son kavgasını, bülent'in kocasını da sorun, oktay'la serdar'ı, bakın bakalım hangisini bilecekler, bir düşünün bakalım, neden? bu medya bu halk için ilk defa birşey yapıyor -gibi görünüyor- ise, neden bir kerecik olsun kendi suçunu bağırmaz. en iyi bilen değil midir, hafızası yok bu toplumun, e paranın kölesi medya, susurluk'u unutmakta bu toplum, görmüyor musunuz. bu profesörleri ilk defa görüyoruz mesela, sevda'nın seda'nın götüyle kapladınız ekranlarınızı, yedikleri çok önemliydi. hatırlamaz bu toplum elbet adana'yı, hatırlamayız civanları horzumları, yüzüne asbest süren bakanları, dikili ağacı olmayan papatya çocuklarını. mercümekleri, çöplüklerde madenlerde patlamaları hatırlamayız, hakan şükür'ün, hande ataizi'nin, elbette nadide sultan'ın bombalarını patlattınız, ağaç kabuğu gibi hafızamız, ucuz bıçaklarınızla iboları kazıdınız hep. bekliyorum ne zaman ağlatacaksınız yapış yapış starlarınızı. yine de tebrikler, el kadar çocukların yüz küsur saat sonra canlı çıkması kadar şaşırtıcı şu haliniz, umarım çok sıkıntı çekmezsiniz.
tek bir umut doğuruyor bu yıkıntılar, kameralara bakıp valisine "gelmesin buraya o adam!" diye bağıran genç, bakanın yardımını istemediği gavurlardan alkışlarla, gözyaşlarıyla özür dileyen, hayatta kalmanın yüzüne bıraktığı küçücük gülümsemeyle teşekkür eden bu halk, onlarca yıldır sırtında bağdaş kuranlara ağız dolusu küfreden anneler, babalar, evlatlar, sanki silkinecekler gibi görünüyorlar. canını, canlarını ve ölülerini tırnaklarıyla güneşe çıkaran bu insanlar, onurlarıyla, acılarıyla yıkacak gibi bu aşağılık siyaseti, bu pis politikacıları ve sakat bürokrasiyi, tüm bu iğrenç düzeni. ilk defa farkındalar sanki sömürüldüklerinin, emek, inanç, duygularının bu tuhaf yaratıkların gözünde sadece paraya dönüştüğünün, çocuklarının, ana babalarının tek bir sayıdan ibaret olduğunun. bir umut doğuruyor bu yıkıntılar içimde, yıkıntılar arasında savaşmıştı kurtuluş için bu ülkenin insanları, belki yeniden.
bu böğüren hayvanların sesini duyan yok mu?
babalar...
her yıl, haziran, 3. pazar. kişisel fikrimce saçma günlerden bir
diğeri. zaten bu ler-lar günlerinden manalı bulduğum yok. biraz anneler günü, o kadar, ki o bile aslında. sevgiliyseniz mesela, ne yapacaksınız o gün ayrıca, sevişin işte yine. ya da "baba" ise babanız, bu gün ne, niye? annenizse hele adı geçen, günü mü olur, anneniz işte, daha ne! düşünün, dünya çocuk günü bile var, dünyanın çok yerinde ayrı gün üstelik, oysa ki her dünyanın her günü aslında aynı ve sadece çocukların.
ben taze babayım, izleyenler, tanıyanlar biliyor. en son, bebelerim dünyaya gelmeden önceki gün
bir yazı yazdım onlara, hoş gelişler ola. karamsar ve acıklı bulanlar oldu, beğenip övenler de. o yazıdan sonra elim tutuldu, ne yazacağımı bilemedim. bilgilendirme olsun işte bu vesile ile: yeni yazı yazmak çok zor, bebelerden bahis dışında. eski yazıları araya atarak, onlara yazacağım yenileriyle karıştıracağım artık herhalde. aslında şu arada fark ettiğim kadarıyla, onlara yazmak kısmı da hayli zor. sürekli not alıyorum, sürekli elden geçiriyorum, ne yazarsam sanki hep eksik, hep çirkin, onlar, o kadar güzeller... ama şu veya bu şekilde, yazılacak elbet, hele bir uykular düzenli hale gelsin, az da olsa.
sadede gelelim. bugün babalar günü. son iki hafta olduğu gibi, bugün de babalıkla geçecek benim için. daha az uyku, daha az gezmeler, daha az bilgisayar, daha az dergi... daha az her şey. daha önce olmadığı kadar çok sevgi buna mukabil. bugün bilgisayar başında harcayabileceğim zamanın tamamını çocuklarımın resimleri, yazılarıyla geçirdim bile. ben çocuklarımla mutlu sevinçli oynaşır uğraşırken bugün, manasız da olsa, babalar günüdür, dünyanın her yerinde her gün ve daha yeni üzerinde yaşadığımız topraklarda geçen gün, bazı babaların çocukları, başka babaların çocuklarını öldürüyor. halbuki, bu -m
uhtemel zoraki- katil ve bu bahtsız çocukların hepsi, dünyaya ilk geldiklerinde istemsiz hareketleriyle bile, insanları sadece güldürüyor...
bu korkunç vahşi dönüşümü çocuklarla ilişkilendiremiyor zihin. acımasız babaların arsız doymaz hırslarından korkuma, çekindim hep çocuklarım olması fikrinden bunca zaman işte. şimdi burdalar artık, şimdi elimden gelebilecek mi bilmeden, daima mutlu kalabilmelerine çalışmaktan başka bir şey yok yapacağım. ben onları neşelendirmeye çalışırken bugün, ben bunları yazarken buraya şu an, yeni babalar yeni acılar içinde kavruluyor dört yanında dünyanın.
dünyanın her günü, çocukların oyun günü, öyle bırakamıyoruz. dünyanın bütün babaları, bütün evlatlar, zarar verdiklerinin de birilerinin evladı, babası olduğunu hatırlayabilseydi keşke o an. şu an ben yıkanmakta olan bebeklerimin ufacık sızlanmalarından kaçarken en uzak odaya, bu şehirde bir başka baba, ölü bedenini bekliyor evladının, ağıtlar arasında...
babalar gününüz kutlu olsun...
bu ve benzeri günlerin hepsinden tez zamanda kurtulunsun. hepimizin günüdür zaten, hepimizin istisnasız olduğudur çocuk, her ülkenin her günü çocukların, her insan evladı artık doğduğu gün gibi tertemiz olsun.
babalar "baba" olsun, babalar çocuklarına başka çocukları ve babaları da anlatsın, anneler anneleri. yeter doluştuğu yalan dolan kurmaca değerlerin, savaşmak için üfürükten sebeplerin tazecik zihinlere, çocuklar insanı yiyip bitiren bütün mavalların canına okusun, çocuklar artık, kendil çocuklarını beklemeden de anlasın sevgisini de, acısını da evladın.
çocuklar baba olacaklarsa bir gün, şimdi nasıllarsa öyle kalsınlar, babalar, ara sıra gözlerini ayırıp biricik yavrularından, diğer babalara baksınlar çocuklarını sarıp sarmalayan... insan evladına diş bileyen, el kaldıranlar, indirmeden önce bir an için olsun kendi çocuklarının çaresiz, çırılçıplak, savunmasız, pirüpak bakışlarını hatırlasınlar.
hatırlasınlar ki vazgeçebilsinler.
ki babalar günü kutlu olsun...
hoş gelişler ola
kuzularım, geliyor musunuz...önümde bir hayali perde, çoğunu hiç tanımayacağınız adamlar kadınlar, oyunlardalar, benim aklım fikrim savaşmadan dövüşmeden gülüşmenizde. rakibini izleyen bir hoca gibi bütün filmleri ileri geri sarıyorum durmadan çocuklarım, takımım sizsiniz, yedeksiz, yalnız ikiniz. bütün oyunları sil baştan gözden geçiriyorum perdede, tek tek, mücadeleye girmeyin diye çirkinlerle, hileli oyunlara yenilmeyesiniz daha çocukluğunuz bitmeden, onlara uyup adaletten ayrılmayın diye. sevincimize neşenize göz dikenlerle, derdi gücü birilerini yenmek olanlarla aynı yerde gezmeyesiniz, hiç kaybetmeyesiniz diye güzel masum bakışlarınızı.
işimiz zor evlatlar, burası bir acayip yer, üzerinde hayvanlar var, bitkiler ve toprak altında, su var, hepsinin ismi var, deniz gibi, hepsi ayrı renk, mavi kimi, hepsi güzel, seveceksiniz. ama en çok insanlarla yaşayacaksınız çocuklar, çok zor işiniz; "insan"ı sevmeden insanları sevmeye çalışacaksınız, "insan"ı anlamadan insanlığı öğrenmeye, bir tanecik olsun insan tanımadan ölmemeye.
darılmayın, yere en sert düşüşünüzde elinizi o tutacak.