berk bey -tanıdığım berk'lerden iseniz bunu berkcim olarak okuyun lütfen-, ne dost arıyorum, ne düşman. benimle aynı fikirde olmaları falan da değil derdim, anlatamamışım belli ki.
"uyduğu kadarına şükür" ise zaten temel hareket noktalarına aykırı. belki diğer yorum üzerinden gidersem daha açıklayıcı olur.
sevgili hüsnü, öncelikle şunu söylemek isterim, doğan grubu dediğiniz, tutarsızlık abidesi bir grup, benim derdim zaten bununla. aynı grup değil mi işleri yolundayken iktidarları yere göğe sığdıramayan. üzerinde durduğum mesele tam da budur, tutarsızlık...
elbet birileri de arka plana atılan sorunlarla ilgilenecek, ama demokrasi istiyorum diyerek yapıyorsak bunu, herkes için her konuda isteyeceğiz. günlerdir, yıllardır dayak yiyen işçilerin, memurların yanında polisin karşısına da çıkacağız, eczacıların yanında durup, fikirlerine uymayan her türlü örgütlenmeyi imha çabasındaki iktidarın da. türbanla üniveriteye gidilmez diyenlere de neden diye soracağız, bana ortaokulda öğretmen masasında namaz kıldıranlara da. parti kapatanlara "hayır!" derken, partilerin "başkan benim, ne diyorsam o!" kafalı liderlerine sessiz kalmayacağız.
ya da tıpkı bahsettiğiniz hayvan hakları savunucuları gibi "hayvan haklarını savunuyorum" demek gerek sanki, "insan hakları derneği" gibi ne ile uğraştığını açıkça belirtmekten kaçınmayan örgütlenmelerle ortaya çıkmak. yani "tam demokrasi peşindeyim" demeden, "asker ve yargının anti demokratik uygulamalarının karşısındayım, gerisi, polisti, iktidardı şuydu buydu beni bağlamaz" demek. herkes için her alanda demokrasi değil derdimiz derlerse, amenna. demiyorlar ama işte. sivil olmakla çıplak olmak arasındaki farkı anlamak gerek belki, ben çıplaklıktan yanayım.

sivillik tek başına anlamlı değil yani, postalın yerine bez pabuç koyunca olmuyor, aynı yola yürüyeceksen, çoraplarını çıkar, sırtıma çık, her insanın hakları için onlarla yürüyeceksek.
bu sorunların yıllarca arka plana atıldığı doğrudur, ama doğan medyası gibi grupların rüzgarın yönüne göre dönem dönem öne çıkardığı diğer sorunlarımızdan daha köklü müdür bilemem, ama çözümünün bunlardan zor olduğuna katılmam. örnek çok, ama bence;
en başta gelişmemizin önündeki en büyük sorun olan kalitesiz, adaletsiz ve günün iktidarının ideolojisiyle şekillenen eğitim,
ülkenin tamamına hakim işsizlik sorunu ve buna paralel aç, yoksul çaresiz insanların akıl almaz ücretlerle ve son maden örneğindeki gibi ölümle burun buruna koşullarda çalıştırılması,
doğduğum günden beri hiç kaybolmayan devletin siyasiler ve eş-dost eliyle soyulması, gelir dağılımı ve vergilendirme adaletsizliği,
"olası darbe" sorunundan daha zorlu sorunlardır bugün.
dahası, "komünizm gelecek", "şeriat gelecek" ne kadar korku yaratmak için kullanılıyorsa, "darbe gelecek" de o hale gelmektedir an itibarı ile. özgürlükler ve haklar konusunda ilerleme ise gerçekten sorunumuz, bunu sadece belli bölgeler veya etnik gruplar için istemekle yetinemeyiz. yetineceksek eğer, bunu "çıplak" duruşumuzla söylemekten kaçınmamalıyız, "insan" hakları veya "hayvan" hakları savunucuları gibi. ikisini de desteklemekte sakınca görmeme sebebim ikisinin de "tüm hakların" savunucusuyuz gibi bir sahte iddiası olmamasıdır, ne idüğü açıkça belliler.
kaldı ki bu siviller, sizin düşündüğünüz gibi düşünmüyor olacaklar ki, "birileri de bunlarla ilgilensin" demiyor, en tutarsız tavırlarından biri olan taksim'de barolar buluşması eylemlerinde "darbeci baro hoş geldin" yazıyor, itirazlarını da
"ey baro, başka konularda neden sesin çıkmıyor" noktasına oturtuyorlar. tam da burada işte, bana örneklerle sorduğum "ey gençler, bu sorunlarda neredesiniz" sorusunu defaten sorma hakkını veriyorlar. ben de "demokratik hakkımı" kullanıyorum, soruyorum. ve maalesef, onları kesmeyen "canım ona da başkaları baksın" cevabı beni de kesmiyor. neyin karşısında durduğumuz kadar, neyin karşısına hiç çıkmadığımız da önemlidir, özetle, çok şey söyler hakkımızda...
insanları ikiye ayırmak gibi bir refleksim yok, öyle anlaşılmak üzücü. insanların 7 milyara falan ayrıldığını düşünüyorum. ünlü şaire gelince; sözlerinden tanıyamadım, internette cümleleri arayınca genç sivillerin/taraf gazetesinin "sivilay abla"sı çıktı karşıma. yazılarını nadiren

okumakla birlikte, ünlü bir şair olduğunu bilmiyordum, cehaletime verin. ben evde de dağınıklıktan yanayım, beyinde de, kafa konforum yerinde değil genelde, orada ayrılıyoruz.
7 yıllık istanbul milletvekilinin -12 yıl da orada yaşamış olan- istanbul belediye başkanlığı adaylığı için
"müstemleke valiliği" benzetmesi yapabilen, akp'den ayrılıp parti kuran şener'e
"boyuna posuna bakmadan parti kuruyor", "bu ağa hangi sinek düşer yahu örümcek" diyen, anap-dp birleşmesi için
"arı ile atın birleşmesi mi?" ironisi ve bu ortaklığı
katır, kurt köpeği ve sonunda devekuşu görünce"H...tir lan" demekten kendini alamayan tavşanın fıkrasıyla yorumlayan -ve fikrimce düşündüğü kadar kuvvetli bir mizahı da olmayan- bu ünlü şairin yazdığınız sözlerinden daha evladır bana, ünlü bir yazarın şu sözleri: "iyi olmak kolay. zor olan, adil olmak."
esasen bu kadar uzun yazmayı düşünmüyordum, zaten bu gençlerle ilgili yazacağım başka şeyler var daha.
belki onları da yazdığımda daha açıklayıcı, daha anlaşılabilir olurum.